Questo contenuto è disponibile solo in turco.
Bilirkişiler yalnızca teknik konularda görüş sunabilir; hukuki değerlendirme yapamaz. Ancak kusur oranı belirleme konusu, teknik ve hukuki sınırların kesişiminde yer alır. Danıştay, bilirkişinin kusur oranı belirleyebileceğini, son kararın ise hâkime ait olduğunu belirtmiştir.
Bilirkişinin Kusur Oranı Belirlemesi: Yetki Sınırı ve Hukuki Değerlendirme
Mahkemelerin uyuşmazlıkları çözerken teknik bilgiye ihtiyaç duyması halinde başvurduğu en temel yargısal destek mekanizması bilirkişiliktir. Bilirkişi, hâkimin uzmanlık alanı dışındaki teknik veya bilimsel konularda kanaat bildirir. Ancak bilirkişinin görev alanı ile hâkimin takdir yetkisi arasındaki sınırın çizilmesi, özellikle karma nitelikli konuların yargılamaya konu olması halinde tartışmalı bir nitelik kazanır. Bu tartışmaların başında ise bilirkişinin kusur oranı belirleyip belirleyemeyeceği sorusu gelmektedir.
Bilirkişilik Faaliyetinin Hukuki Sınırları
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesi uyarınca bilirkişiye, yalnızca “Hukuk Dışında, Özel Veya Teknik Bilgiyi Gerektiren Hâllerde” başvurulabilir. Aynı Kanun’un 279. maddesi ise bilirkişinin yalnızca uzmanlık gerektiren konularda görüş açıklayabileceğini, hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağını açıkça ortaya koymuştur. Benzer şekilde, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesi de bilirkişinin yalnızca teknik ve uzmanlık bilgisini kullanabileceğini, uyuşmazlığın hukukî çözümüne dair değerlendirme yapamayacağını düzenlemiştir. Her iki kanuni düzenleme, hâkimin yargılama sürecindeki asli rolünü korumaya yönelik olup; bilirkişiliği, yargının yerine geçen değil, onu teknik olarak destekleyen bir faaliyet olarak konumlandırmaktadır. Bununla birlikte, kusur oranı tespiti gibi teknik temellere dayansa da, doğrudan dava sonucunu etkileyen değerlendirmelerin sınırda bir alan oluşturduğu görülmektedir. Kusur oranının belirlenmesi, teknik bilgi ve analiz gerektirse de, aynı zamanda uyuşmazlığın esası hakkında yönlendirici etkide bulunan bir kanaat sunar. Bu bağlamda bilirkişinin, kusur oranına dair görüş belirtmesinin hukuki niteliği tartışmalıdır.
Danıştay 10. Dairesi’nin 2021/3687 Esas Sayılı Kararı: Bilirkişi Kurumunun “Kusur Oranı Belirtme” Hakkı Var mı?
Bu tartışmalı konuda Danıştay 10. Dairesi, 2021/3687 Esas sayılı ve 11/03/2025 tarihli kararında önemli bir içtihat geliştirmiştir. Dava, Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının 07/09/2020 tarihinde yayımladığı “Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar” başlıklı belgede yer alan 27. madde hükmüne karşı açılmıştır. Anılan maddede şu ifadeye yer verilmişti:
“….Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder…”
Danıştay 10. Dairesi, bu düzenlemenin bilirkişiliğin yasal sınırları ile bağdaşmadığı kanaatine varmıştır. Kararda özetle:
- Kusur oranı belirlemesinin, bilirkişiye tevdi edilen teknik inceleme kapsamında olduğu,
- Bilirkişinin sahip olduğu uzmanlık alanındaki teknik bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulayarak kanaat bildirmesinin yasal görev tanımı kapsamında değerlendirileceği,
- Bilirkişinin bu tespitleri yapmasının hâkimin yargı yetkisini gasp anlamına gelmeyeceği,
- Nihai değerlendirmenin hâkime ait olduğu, çünkü bilirkişi raporlarının hâkim açısından bağlayıcı değil, takdiri nitelikte olduğu
ifade edilmiştir. Bu gerekçelerle Rehber İlkeler’in 27. maddesindeki anılan ifadenin iptaline karar verilmiştir.
Değerlendirme: Bilirkişinin Sınırı, Teknik Bilginin Hakkaniyetle Bütünleştiği Noktada Başlar
Bilirkişilik faaliyeti, mahkemelere teknik bilgi desteği sağlamakla sınırlıdır. Kusur oranı tespiti, genellikle teknik verilerin analiziyle ulaşılan bir sonuçtur. Ancak bu sonuç, davanın esasına etki edecek nitelikte olması nedeniyle, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir. Bu yönüyle kusur oranı değerlendirmesi, sadece teknik bir inceleme olmanın ötesine geçer.
Bu bağlamda, bilirkişinin teknik incelemeyi yaparak olayın neden sonuç ilişkisini ortaya koyması onun asli görevi olup, bu teknik raporun sonuçlarını hakkaniyet ve hukuk çerçevesinde değerlendirmek ise hâkimin görev alanındadır.
Corpus Hukuk olarak kanaatimizce; kusur oranı gibi belirlemeler, yargılamanın kaderini doğrudan etkileyen unsurlar olduğundan, hâkimin yargı yetkisini ve takdir alanını gözetmeden yapılan oranlamalar, dolaylı biçimde bilirkişiyi hâkimin yerine koyma tehlikesi doğurabilir.
Dolayısıyla, bilirkişi teknik verileri analiz ederek gerekçeli sonuçlarını rapora yansıtmalı; ancak bu bulguların hangi tarafı ne ölçüde sorumlu kılacağı yönündeki hakkaniyet temelli yargısal değerlendirme, her zaman ve yalnızca hâkim tarafından yapılmalıdır. Bu ayrımın korunması, yargı bağımsızlığı ve adil yargılama ilkesinin teminatı niteliğindedir.
Hazırlayan: Stj. Av. Nursen SÖKMENCİ

