İlk Derece Mahkemeleri · 11. HUKUK DAİRESİ

Kambiyo senedinin teminat senedi olduğu iddiasında ispat yükünün borçluya ait olduğu

Zaaknummer
2022/1619
Uitspraaknummer
2024/302
Datum Uitspraak
Leestijd
11 min

Deze inhoud is alleen in het Turks beschikbaar.

                                                                                                       T.C.

                                                                                                 GAZİANTEP

                                                                                    BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

                                                                                          11. HUKUK DAİRESİ

 

DOSYA NO               : 2022/1619 

KARAR NO              : 2024/302

 

                                                                                T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

                                                                                       İ S T İ N A F   K A R A R I

 

BAŞKAN                   : M…. T….

ÜYE                           : G…..U…

ÜYE                           : N….K…

KATİP                       : M….. S…..T…… 

 

İNCELENEN KARARIN   

MAHKEMESİ          : Malatya 6. Asliye Hukuk Mahkemesi

                                     (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)

TARİHİ                     : 28/06/2022

NUMARASI              : 2021/467 Esas, 2022/270 Karar

DAVACI                    : M….. İ….

VEKİLİ                     : Av. R…..B…..

DAVALI                    : S….B….

VEKİLİ                     : Av. M…..E….Y….

D. KONUSU              : Menfi Tespit

 

İSTİNAF KARARININ       

KARAR TARİHİ     : 13/03/2024

YAZIM TARİHİ      : 13/03/2024

 

Taraflar arasında görülen davada Malatya 6. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)'nce 2021/467 Esas, 2022/270 Karar sayılı dosyasında verilen 28/06/2022 tarihli kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: 

 

- K A R A R -

 

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin borçlu olmadığı halde aleyhine Malatya İcra Müdürlüğünün 2019/11815 esas sayılı dosyasından kötü niyetli ve müvekkilini zarara uğratmak kastıyla icra takibinin başlatıldığını, davalının yüksek faiz karşılığı para verdiğini, tefecilik yaptığını, müvekkilinin amcası H…..İ…..'in davalıdan borç para aldığını, buna karşılık yüksek faiz ile davalıya 10/12/2018 tanzim ve 05/03/2019 ödeme tarihli 140.000,00 TL bedelli senedin verildiğini, senedin müvekkili tarafından kefil olarak imzalandığını, davalının senedin teminatı olarak müvekkiline ait Malatya ili Yeşilyurt ilçesi Samanköy mahallesi 4306 ada 6 parsel sayılı taşınmazı güven tesisi için davalıya verilmesi konusunda anlaşmanın sağlandığını, davalının talebi üzerine bahse konu taşınmaz ile ilgili satış yetkisi içeren Malatya 5. Noterliğinin 07/12/2018 tarihli vekaletnamenin düzenlendiğini, anlaşmanın yazılı hale dönüştürülmesi için 10/12/2018 tarihli inanç sözleşmesinin yapıldığını, davalı tarafından satış yetkisi içeren vekaletnameye istinaden taşınmazın satışı gösterilmek suretiyle üçüncü kişi S…B… adına devredildiğini, bu devirle ilgili müvekkiline yapılan herhangi bir ödemenin bulunmadığını, davalının taraflar arasında yapılan inanç sözleşmesine rağmen bahse konu senedi icra takibine koyduğunu, davalının senetten kaynaklı icra takibine başlamadan önce teminat olarak üçüncü kişi adında tuttuğu taşınmazın rayiç değerini tespit ettirip, senetten kaynaklı alacaklı olduğunu belirttiği 80.000 TL'yi mahsup ettikten sonra arta kalan kısmı müvekkiline iade etmesi gerekirken bu işlemlerin hiçbirini yapmadığını, davalı hakkında ayrıca bedelsiz kalan senedi takibe koymak suçundan Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunulduğunu, soruşturmanın devam ettiğini, yerleşik Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere taraflar arasında yapılan 10/12/2018 tarihli sözleşmenin inanç sözleşmesi niteliğinde ve geçerli bir sözleşme olduğunu ileri sürerek fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü ile Malatya İcra müdürlüğünün 2019/11815 esas sayılı dosyasındaki icra takibinin teminatsız olarak durdurulmasına, davanın kabulüne, müvekkilinin icra dosyasından dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibe konu 10/12/2018 tanzim 05/03/2019 ödeme tarihli 140.000,00 TL bedelli senedin ve icra takibinin iptaline, davalının haksız ve kötü niyetli takip yapmış olması nedeniyle icra takip tutarı üzerinden %20 kötü niyet tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı taraf davaya cevap vermemiştir.

 

Mahkemece, "... dosya kapsamında ispat yükü kendisine ait olan davalının talebi ile Mahkememizce Tapu Müdürlüğünden bahse konu taşınmaza dair yapılmış satışların 2018 yılından itibaren tamamının kayıtlarının istenilmesi üzerine 13/06/2022 tarihinde Tapu Müdürlüğünden gönderilen kayıtlara göre, taşınmazın davalının mülkiyetine hiç geçmediği, taşınmazın davacının mülkiyetindeyken satışa konu olduğu, yargı içtihatlarında yer aldığı şekli ile bir senedin teminat senedi oluşturabilmesi için teminata konu olduğu husus ile ilgili illetten mücerretlik özelliğini kaybetmesi gerektiği, mevcut halde bu durumun bu konuda savunmada bulunan davalı yanca ispatı gerektiği ancak senedin teminat senedi olarak verildiğine dair herhangi bir senet ile aynı mahiyette kuvvete haiz delilin davacı yanca ortaya konamadığı anlaşılmakla HMK 187 ve devamı maddeleri gereği davacının davasını ispatlar nitelikte bir delili dosyaya sunmadığı sabit olduğundan davanın reddine" karar verilmiştir.

 

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dilekçesini tekrar ettiklerini, davalının yüksek faiz karşılığı para verdiğini, müvekkilinin amcasının işleri nedeniyle davalıdan borç para aldığını, buna karşılık yüksek faiz ile davalıya 10/12/2018 tanzim ve 05/03/2019 ödeme tarihli 140.000,00 TL bedelli senet verdiklerini, senedin ayrıca müvekkili tarafından kefil olarak imzaladığını, davalının senedin teminatı olarak müvekkiline ait Malatya ili Yeşilyurt ilçesi Karaduman Mevkinde bulunan 4778 parsel sayılı taşınmazın güven tesisi için teminat amacıyla davalıya verilmesi konusunda anlaşmanın sağlandığını, davalının talebi üzerine bahse konu taşınmaz ile ilgili satış yetkisi içeren Malatya 5. Noterliğinin 07/12/2018 tarihli vekaletnamenin düzenlendiğini, anlaşmanın yazılı hale dönüştürülmesi için 10/12/2018 tarihli inanç sözleşmesinin yapıldığını, 10/12/2018 tarihli sözleşmenin düzenlenerek tapunun senedin teminatı olarak verildiğinin kayıt altına alındığını, davalının satış yetkisi içeren vekaletnameye istinaden taşınmazı 10/12/2018 tarihinde vekaletnamede belirtildiği gibi S… P…..'na satış gösterilmek suretiyle devredildiğini, bu devirle ilgili müvekkiline yapılan herhangi bir ödemenin bulunmayıp, amacın inanç sözleşmesinde yazılı olarak da belirtildiği üzere taşınmazın senedin teminatı olarak davalı veya dilediği kişi adında kalması olduğunu, mahkemece inanç sözleşmesinde sehven 4779 nolu parsel yazılması nedeniyle bahse konu taşınmazın geldi ve gittilerini tapudan istediği, bu taşınmazın davalıya satılmadığının, satışın müvekkili tarafından davadışı üçüncü kişiye doğrudan satıldığının tespit edilmesi üzerine davanın reddine karar verildiğini, dosyaya sunmuş oldukları 27/06/2022 tarihli dilekçelerine konu açıklandığı ve 4778 yazılmak istenirken 4779'un sehven yazıldığının makul bir şekilde izah edildiğini, 4779 parsel numaralı taşınmazın devrine ilişkin tapu kayıtlarına bakıldığında devrin bizzat müvekkili tarafından yapıldığı ve bu devrin inanç sözleşmesinin imzalandığı 10.12.2018 tarihinden aylar önce 23/10/2018 tarihinde yapılmış olduğunu, dolayısıyla inanç sözleşmesine konu olan taşınmazın bu taşınmaz olmadığı, olmasının mümkün olamayacağının görüldüğünü, 4778 nolu taşınmazın sözleşmenin imzalandığı 10/12/2018 tarihinde davalı tarafından vekaleten S…. P…..'na tapuda devredilmesi iddialarının tekraren ispatladığını, yerel mahkeme kararının hakkın özünü, mülkiyet hakkını ihlal eder nitelikte olduğunu, davalının taraflar arasında yapılan inanç sözleşmesine rağmen bahse konu senedin Malatya İcra Müdürlüğünün 2019/11815 esas numaralı dosyası üzerinden icra takibine konulduğunu, tapu kayıtlarının incelemesinde inaçlı işlem ile teminat olarak verilen taşınmazın S…. B…… tarafından 10.12.2018 tarihinde önce S…. P…'na daha sonra üçüncü diğer kişilere devirlerin yapıldığının tespit edildiğini, icra takibine karşı Malatya 1. İcra hukuk Mahkemesinin 2019/145 esas sayılı dosyası ile itiraz yoluna gidildiğini, ancak itirazın reddedildiğini, müvekkili adına icra takibi olması ayrıca müvekkilinin işlerini olumsuz etkilediği, kredi kullanmasına engel olduğu, maddi ve manevi zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, davalının haksız olarak devam ettirdiği icra takibinde müvekkili kefil M… İ….adına kayıtlı olan Malatya İli Yeşilyurt İlçesi Samanköy Mah. 4306 ada 6 parsel sayılı başka bir taşınmaz üzerine haciz konulduğu ve icra sürecinde 27.09.2021 tarihinde yapılan ihalede taşınmazdaki payı alacağına mahsuben 205.500,00 TL'ye aldığını, ihale tarihi itibariyle dosya kapak hesabının ise 80.000 TL asıl alacak, 19.200 TL faiz, 21.180,02 TL icra ve vekalet giderleri olmak toplam 120.380,20 TL olduğunu, davalının arta kalan tutarı ödeyemediğinden ve ikinci ihalede de alıcı çıkmadığından satışın düştüğünü, davalının inanç sözleşmesine konu yaklaşık o tarihte 500.000,00 TL değerindeki taşınmazın devrini teminat olarak üçüncü kişi adına almış olmasına rağmen taraflar arasında Malatya 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/145 Esas sayılı dosyasında görülen davada, davalı vekilinin 4. Celsede inanç sözleşmesinin sahte olduğunu, müvekkilinin tapu devri almadığını beyan ettiğini, teminat olarak alınan ve davalının isteği ile S… P…. adına tapu devri alınan taşınmazın bu süreçte el değiştirdiğini, faizle para veren davalının başından beri kötü niyetli olarak hareket ettiğini, davalının inanç sözleşmesinin tarafı olduğu, satış yetkisi içeren vekaletname aldığı ve devrin bu vekaletname ile üçüncü kişi adına yapıldığı, noter ve tapu kayıtları, yazılı belge ile resmi bir şekilde ispatlandığını, ayrıca davada dinlenen tanıkların iddialarını doğrular şekilde beyanlarda bulunduklarını, davalının bu vekaletnameye dayalı satıştan kaynaklı müvekkiline herhangi bir ödemesinin bulunmadığını, davalının taşınmazı müvekkiline geri iade etmediğinden ve teminat olan taşınmazın bir başka kişiye daha devredilmiş olması nedeniyle davalının taşınmazı, senet borcuna karşılık ifa uğruna edim olarak aldığını eylemli olarak ortaya koyduğunu, davalının senetten kaynaklı icra takibine başlamadan önce teminat olarak üçüncü kişi adında tuttuğu taşınmazın rayiç değerini tespit ettirip, senetten kaynaklı alacaklı olduğunu belirttiği 80.000,00 TL'yi mahsup ettikten sonra arta kalan kısmı müvekkiline iade etmesi gerekirken bu işlemlerin hiçbirini yapmadığını, mahkemece öncelikle taraflar arasında yapılan 10/12/2018 tarihli inanç sözleşmesi nedeniyle icra takibinin başlatıldığı 15/03/2019 tarihinde teminat olarak davalının istediği üçüncü kişiye devredilen taşınmazın rayiç değerinin tespitinin yapılmasının gerektiğini, mahkemenin bu işlemleri yapmadan karar verdiğini, inanç sözleşmesinin inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muamele olduğunu, bu sözleşmenin taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil ettiğini, yerleşik Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere taraflar arasında yapılan 10/12/2018 tarihli sözleşmenin inanç sözleşmesi niteliğinde ve geçerli bir sözleşme olduğunu, müvekkilinin taşınmazları üzerindeki hacizler ve icra takibinin açık olması nedeniyle bankalardan kredi kullanmasının engellendiğini belirterek ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

 

HMK'nın 353.maddesine göre inceleme yapıldığından duruşma açılmamıştır.

 

İstinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi hükmü uyarınca, istinaf edenin sıfatı, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

 

Dava hukuki niteliği itibariyle; İİK'nın 72. maddesi uyarınca teminat senedi iddiasına dayalı olarak kambiyo takibine karşı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

 

Dairemizce inceleme, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf nedenleri ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.

 

Menfi tespit davalarında ispat yükü kural olarak alacaklıdadır. Ancak davalının alacağı senede dayanıyorsa ispat yükü yer değiştirerek senetten dolayı borçlu olmadığını iddia eden davacı tarafa düşer. Kambiyo senetleri sebepten mücerret olduğundan borçlu olunmadığının ispat yükümlülüğü davacı borçluya aittir. Karine olarak bir kambiyo senedinin mevcut bir borcun ifası veya itfası amacıyla verildiği kabul edilir. Kambiyo senetleri birer ödeme aracıdır. Borçlu, bononun başka bir amaçla verildiği yönündeki iddiasını yazılı delil ile ispatlamalıdır.

Bu konuda tanık dinletilmesi de mümkün değildir. (Yargıtay 19. HD  2018/2939 Esas 2019/4786 Karar sayılı  2017/3521 Esas  2019/1844 Karar sayılı içtihatları) Senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası yönünden ise TTK'nın 778. maddesi delaletiyle  680. maddesi gereğince açık bono düzenlenebileceği ve davacının bu iddiasını da ancak yazılı delille ispat edebileceği izahtan varestedir. Bir başka söyleyişle asıl olan senede karşı senetle ispat kuralıdır. Senede karşı senetle ispat kuralının istisnaları HMK'nın 203. maddesinde tahdidi olarak düzenlenmiş olup, salt borçlunun ya da alacaklının sosyal ekonomik durumu vb. soyut sebeplerden bahisle "hayatın olağan akışına aykırılık" gibi kanuni olmayan argümanlarla senede karşı senetle ispat kuralı bertaraf edilemez.

 

Bu açıklamalar ışığında somut olayımıza dönecek olursak; davacının davaya konu senedin teminat olarak alındığı yönündeki iddiasını ispatlayamadığı, senette nakden kaydı bulunduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin davaya konu senetle ilişkilendirilemediği, davacının taşınmazın devrine karşılık senedin verildiği iddiaları olmasına karşın dava dilekçesinde belirtilen parsel numarasının sunulan sözleşmedeki parsel numarası ile uyuşmadığı, teminat iddiasının yazılı delille ispatlanamadığı anlaşılmakla yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi yerinde ise de; kararın gerekçesinde ispat yükünün nitelendirilmesinde yanılgıya düşülmüş olup, yukarıda açıklandığı üzere ispat yükü senede karşı senetle ispat kuralı gereğince davacı borçlu üzerindedir. Açıklanan nedenle ispat yükünün davalıda olduğuna ilişkin gerekçe yerinde değildir.

 

Ancak yargılamada eksiklik bulunmamakla birlikte kanunun olaya tatbikinde hata edildiğinden, yanlışlık yeniden yargılama gerektirmediğinden HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince yerel mahkeme kararı gerekçe yönünden kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmiştir.

 

Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, yeniden yargılamaya ihtiyaç bulunmadığı gözetilerek, HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak, açıklanan gerekçeye göre davanın reddine hükmedilmesine dair aşağıdaki kararın verilmesi gerekmiştir. 

 

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,

A)1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2-Malatya 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 28/06/2022 tarih ve 2021/467 Esas, 2022/270 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Davacı vekilince yatırılan istinaf yolu karar harcının istek halinde anılan tarafa İADESİNE,

B)6100 sayılı HMK’nin 353/1-b-2. maddesi uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına; 

1-Davanın REDDİNE,

2-Alınması gereken 427,60 TL harcın peşin alınan 1.366,20 TL harçtan mahsubu ile artan 938,60 TL harcın talep halinde davacıya iadesine, 

3-Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerine bırakılmasına, 

4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 

5-Dosyada kullanılmayarak artan gider avansının yatıranlara iadesine,

6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 

 

Dair, HMK. 362/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 13/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

← Alle uitspraken