T.C.
İZMİR BÖLGE İDARE
MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ İDARİ
DAVA DAİRESİ
ESAS NO : 2025/1269
KARAR NO : 2025/1450
BULUNAN (DAVACI) : E……
VEKİLİ : Av. K2
KARŞI TARAF (DAVALI) : B…….. BELEDİYE BAŞKANLIĞI
VEKİLİ : Av. K1
İSTEMİN ÖZETİ : İzmir İli, Bayraklı İlçesi, Soğukkuyu Mahallesi …… Nolu taşınmazda 3 ve 35 Nolu bağımsız bölümlerin maliki ve taşınmazda 6306 sayılı Kanun uyarınca yapılacak yeni yapının yüklenicisi olan davacı tarafından, haksız olarak tahsil ileri sürülen yapı kullanma yerinde tetkik ücreti izin harcı ve gecikme zammının iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 10.05.2025 günlü 328067 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; davaya konu ücretlerin 15.12.2022-26.09.2024-30.10.2024 tarihlerinde tahsil edildiği en geç bu tarihlerde tahakkuk işleminin öğrenilmesi ve bu tarihlerden sonra altmış günlük yasal süre içinde dava açılması gerekirken bu sürenin geçirilmesinden çok sonra 25.05.2025 tarihinde açılan davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar veren İzmir 4. İdare Mahkemesi’nin 28.05.2025 günlü, 2025/939 E., 2025/790 K. Sayılı kararının; 2577 sayılı Kanunun 10. Maddesi kapsamında yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde olduğu, verilen kararla mahkemeye erişim hakkının engellendiği ileri sürülerek kaldırılması ve işin hakkında yenden karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMA ÖZETİ : İstinaf yoluna başvurulan kararın kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı, usul ve kanuna uygun olan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi gerektiğini savunulmaktadır.
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Karar Veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesince dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava, İzmir İli, Bayraklı İlçesi, Soğukkuyu Mahallesi …… Nolu taşınmazda 3 ve 35 Nolu bağımsız bölümlerin maliki ve taşınmazda 6306 sayılı Kanun uyarınca yapılacak yeni yapının yüklenicisi olan davacı tarafından, haksız olarak tahsil ileri sürülen yapı kullanma yerinde tetkik ücreti izin harcı ve gecikme zammının iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 10.05.2025 günlü 328067 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. Maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” hükmüne, “Yargı yolu başlıklı 125. Maddesinin 3. Fıkrasında ise, “İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre yazılı bildirim tarihinden başlar.” hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Dava açma süresi” başlıklı 7. Maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğunu, bu sürelerin idari uyuşmazlıklarda, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı kurala başlanmıştır.
Aynı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan haliyle “İdari makamların sükutu” başlıklı 10. Maddesi ise, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava aça süresi içinde konusuna göre Danıştay’a idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri, altmış günlük süre içerisinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgilinin bu cevabı isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebileceği, bu takdirde dava açma süresinin işlemeyeceği: ancak bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabileceği düzenlenmesine yer verilmiştir.
İdarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı yargı merciine başvurulmasını belirli bir süreyle sınırlandıran ve idari yargıda hak düşürücü nitelikte olan dava açma süresinin, aynı zamanda Anayasa ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ve hak arama hürriyetiyle de doğrudan ilişkili olması karşısında, anılan temel hak ve hürriyetlerin kullanımını sınırlandırıcı katılıkta yorumlanmaması gerektiği gibi usul hükümlerini etkisiz hale getirecek esneklikte de yorumlanmaması, her bir somut olayın oluşu ve özellikleri gözetilerek konunun ele alınması gerekmektedir.
Diğer taraftan Anayasa’nın 35. Maddesinde, herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş, aynı şekilde Anayasa’nın 90. Maddesinin 5. Fıkrasında yapılan değişiklikle iç hukukumuzun bir parçası haline gelen uluslararası sözleşmelerden birisi olan Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek Protokolün 1. Maddesinde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu, herhangi bir kimsenin, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal mülkünden yoksun bırakılabileceği hüküm altına alınmıştır.
Dar anlamda mülkiyet hakkının kapsamını taşınır ve taşınmaz malların oluşturduğu söylenebilmekte ise de terminolojik olarak aynı şekilde ifade edilen bu hakkın anayasa yargısındaki kapsamı daha geniş tutulmuş ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin muhtelif kararlarında benimsenen ilkelere göre kişilerin mamelekinde mevcut olan, ekonomik değer taşıyan, parayla ölçülebilir ve üzerinde tasarruf edilebilir her türlü değerin mülkiyet hakkının kapsamına girdiği kabul edilmiştir. Bu anlamda, kişilerin sahip olduğu para ve likit varlıklar ile kazançlar da bu hak kapsamında yer aldığından, idarece tesis edilen işlemlere dayalı olarak söz konusu ekonomik değerlerin kaybından doğan uyuşmazlıkların yargısal denetiminde dava açma süresi, mülkiyet hakkı çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 10.04.2023 tarihli, 2002/112 E., 2003/33 K. Sayılı ve 17.03.2011 tarihli, 2009 E., 2011/52 K. Sayılı kararlarında, mülkiyet hakkının zaman ötesi niteliğe sahip olduğuna, bu hakkın zamanaşımına uğramamasının hukukun genel ilkelerinden birisi olduğuna vurgu yapılmıştır.
Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden birisi olan mülkiyet hakkının zaman ötesi niteliği göz önünde bulundurulduğunda, bu hakkın ihlal edildiğinden bahisle söz konusu ihlalin kaldırılmasına yönelik gerekli işlemlerin yapılması istemiyle ilgililer tarafından 2577 sayılı Kanun’un 10. Maddesi uyarınca her zaman idareye başvurulabileceğinin ve bu başvurunun reddedilmesi halinde aynı Kanun’un 7. Maddesinde öngörülen 60 günlük yasal süresi içinde söz konusu işleme karşı dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından haksız olarak ödendiği ileri sürülen bedelin iadesi istemiyle 2577 sayılı Kanunun 10. Maddesi kapsamında yapılan başvurunun, davalı idarece reddedilmesi üzerine 24.04.2025 tarihinde açılan işbu davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmış, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen idare Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.
Nitekim, Danıştay Altıncı Dairesinin benzer bir uyuşmazlığa ilişkin 23.11.2023 tarih ve 2021/4131 E., 2023/8564 K. Sayılı kararı da aynı yöndedir.
Açıklanan nedenlerle;
İstinaf başvurusunun kabulüne, İzmir 4. İdare Mahkemesi’nin 28.05.2025 günlü, 2025/939 E., 2025/790 K. Sayılı kararın kaldırılmasına, dava dosyasının anılan idare mahkemesine gönderilmesine, mahkemece verilecek kararla birlikte istinaf yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 2577 Yasanın 45. Maddesinin 5. Fıkrası uyarınca kesin olarak 23.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

